Evet, Doğuştan Sarı Saçlı Siyahi İnsanlar Var Ve Onlar Hakkında Daha Fazla Şey Öğrenmek İsterseniz Bu Makaleye Göz Atmalısınız

Dünya çapında çoğunlukla Kuzey Avrupa kökenli insanların sarışın olmalarına alışkınız, ancak Solomon Adaları’nda yaşayan Melanezyalı insanlar da yıllar boyunca göz kamaştıran fiziksel özellikleri sebebiyle oldukça popüler olmuşlardır: harika koyu renkli tenleri ve inanılmaz biçimde sarı saçları gibi.

100,000 sene önce Melanezyalılar Okyanusya’nın Günes Pasifik Okyanusu’nda bulunan Yeni Gine Adası’ndan Arafura Denizi’ne uzanan bir bölgeye yayılmış bir altbölgesine yerleştiler. Bu bölge Papua Yeni Gine, Fiji, Vanuatu, Solomon Adaları ve Yeni Caledonia ile birlikte Avusturalya’nın kuzeydoğusunda bulunan adaların büyük bir kısmını içine alan bir yer.


Koyu renk ten ve sarı saçlar Solomon Adaları’nın yerlilerinden olan Melanezyalı insanların yaklaşık olarak yüzde beş ila onunda görülüyor. Sarı saç genç nüfus arasında daha yaygın olarak görülüyor çünkü hangi kökenden olduğuna bakmaksızın bir insanın saç rengi yaş ilerledikçe daha koyulaşıyor. Ama Melanezyalıların sahip olduğu bu muhteşem özellik birçok araştırmacıyı bu enteresan saç rengine neyin yol açtığını bulabilmek amacıyla bu adalara çekmiş.


Bu araştırmacılar birkaç teori üretseler de gerçek sonradan ortaya çıkmış. Bilim adamları Melanezyalıların sarı saç renklerini önceki yüzyıllarda bu adalarda yaşayan insanlarla aralarında bağlantılar bulunan Avrupalılar arasında olması muhtemel bir melezlemeye bağlamışlar. 

Bazı bilim adamları ayrıca güneşin ışınlarının saçların renklerini açabildiğini ve denizdeki yüksek tuz seviyesinin de bu duruma etki edebileceğini iddia etmiş. Başka bir teori de bu olayın sorumlusu olarak yüksek miktarda balık tüketimini göstermiş çünkü bu adalardaki insanlar gerçekten de büyük oranda balık tüketiyorlar. 


Melanezyalılar büyük oranda Hıristiyan bir topluluk ve Creole ve Pidgin diyalektleri de dahil olmak üzere binin üzerinde dil konuşabiliyorlar. Bu insanların konuştukları diller arasındaki farklılıklar da bu araştırmanın dayanak noktalarından biri olarak gösterilmiş. Nova Scotia Ziraat Koleji’nde bir genetik bilimci ve asistan profesör olan Kanadalı Sean Myles inanılmaz bir keşfe imza atmayı başarmış. 


2004 yılında ilk kez bu topluluğun saç genini ve dillerindeki anormallikleri araştırmak için Melanezya’ya gitmiş. “Çok koyu bir ten rengine sahip olmalarına karşın saçları sarıydı. Bu inanılmaz bir durumdu,” diye anlatıyor. “Bir genetik bilimci olarak sahilde oynayan çocukları gözlemlerken sarı saçlı olan çocukların görülme sıklığını hesaplayıp, ‘Wow, bu toplumun yüzde beşi ila onunu oluşturuyor,’ diyorsunuz.

Bu Avrupa’da sarı saçlı olan insanların sayısı kadar yüksek bir rakam.” Myles Melanezya’ya ikinci kez Bristol Üniversitesi’nden genetik epidemiyolog Profesör Nicholas Timpson ile birlikte 2009 yılında gitmiş. Birkaç aylık bir süre içerisinde 1209 Melanezyalı’dan saç ve tükürük örnekleri almışlar. 


Stanford’ın Bustamante Laboratuvarı’nda bir doktora sonrası öğrencisi olan Eimar Kenny, bu alınan örnekleri 2010 yılının Eylül ayında incelemiş. Buna göre Melanezyalıların yüzde 26’sının bir çift çekinik gene sahip olduklarını ve 43 sarı saçlı Melanezyalı gençle 42 kahverengi genci karşılaştırdıktan sonra da bu genin genç nüfusta bulunma olasılığının daha fazla olduğunu ortaya çıkarmışlar.


Bu insanlarda doğla olarak bulunan bir TYRP1 geni onların koyu renk tenli ve sarı saçlı olmalarına yol açıyormuş. Bunun ayrıca Afrika kökenli Amerikalılarda mavi gözler bulunmasına sebep olan genden de farklı olduğu öğrenilmiş. Dünyanın her yerinden 52 insanın genomlarını incelemişler ve böylece bu mutasyonun Melanezyalılara özgü olduğunu ve Avrupalılarda bulunmadığını keşfetmişler. Melanezyalılar kendiliklerinden sarı saçlara sahip olmuşlar, beyazlarla melezlenme sonucunda değil ve bu da Kenny’nin söylediğine göre “son derece şaşırtıcı ve heyecan verici” birşey.


Çok koyu ten ama neredeyse beyaza dönük sarı saçlar… Bustamante laboratuvarına göre Melanezyalı insanların genetik bilgilerinin daha iyi anlaşılabilmesi için daha fazla araştırma yapılması gerekiyor.

Bu araştırmalara devam edebilmek için maddi olarak desteğe ihtiyaçları var. “Eğer genetik materyallere dayanarak yeni nesil tedavi yöntemleri yaratmaya devam etmek istiyorsak ve elimizde geniş bir skalada insan topluluğuna ait veri olmazsa, bu durumdan bazı topluluklar daha fazla yararlanabilirken diğerleri unutulup zarar görebilir. Mesela Melanezya’da deri pigmentine ait genler de farklı olabilir- Afrika, Avrupa ya da Hindistan’dakiyle aynı olmayabilir. Bundan emin değiliz.” Melanezyalılar son derece içe dönük insanlar ve dış dünyayla bağlantıları hemen hemen hiç yok.